Yok Artık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yok Artık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19.03.2020

Dalkavukluğun Tarifesi

Dalkavuk
"Demokrasisi kıt olan memleketin dalkavuğu çok olurmuş." Bu söz daha önce söylenmediyse tarihe not düşüyorum, söz benimdir:)
Hemen klavyenize sarılmayın, siyasi mesajlar vermeye niyetim yok. Zaten birazdan yazıyı birkaç tatlı anekdota bağlayıp kaçacağım.
Hemen her toplum ve devirde görülebilen bu tipler, kabul edelim ki demokrasinin pek uğramadığı Doğu toplumlarında daha çok görülüyor.
Birinci Dünya Savaşı'nda 4.Ordu Komutanı Cemal Paşa'nın emir subayı olarak Kudüs ve Suriye'de bulunan ünlü yazar Falih Rıfkı Atay, o dönem yaşadıklarını ve gözlemlerini Zeytindağı adlı kitabında anlatır. İşte o kitaptan bir bölüm:

13.01.2020

Medyum Şair

Hiç ruh çağırma seansına katıldınız mı?
Cevabınız hayır da olsa sanırım hepinizin gözünde yandaki fotoğrafa benzer bir sahne canlanmıştır. 
"Ey ruh buradaysan masaya üç defa vur!" falan...
Yazının konusu da tam bu işte: ruh çağırma.
Ruh çağıran kişi (ya da aynı ruh onu düzenli olarak ziyaret etmiş mi demek lazım, bilemedim) ünlü bir şair ve devlet adamı olunca işin rengi biraz değişiyor tabii. 
Şairin adını yazının sonuna kadar saklamaya kalkmayacağım.

22.03.2017

Vezin Tutsa Babamı Bile Hicvederim!

Nefi
Bir insan düşünün ki hem yergide hem de övgüde sınır tanımasın. Bunları yaparken de kendisini ulaşılmaz görsün. Yaşadığımız dönem için kalifiye eleman yani.
Tamam kimsenin hakkını yemeyelim. Günümüzde de övmeyi, övünmeyi gerektiğinde de sövmeyi bilen birçok kişi yetiştirdik ancak yine de hiçbiri onun eline su dökemezdi herhalde.
Efendim bahsettiğim kişi bir şair, eskilerden bir şair. IV. Murat döneminin meşhur kaside şairi Nefi. Dış siyasette kafamızı bozan devletler dua etsinler ki Nefi bu devirde yaşamıyor. Hollanda'ya yazacağı muhtemel lale redifli şiiri düşünmek bile istemiyorum.
Herhangi bir savaşa katılmamış olan I. Ahmet'i şiirinde cengaver olarak gösteren Nefi'den bahsediyorum, efendim. Nefi, bugün yaşasa iç siyasette nasıl bir yol izlerdi, bilemeyiz tabii ama etkili olacağı kesindi.
Kimleri nasıl eleştirmiş ya da kime nasıl sövmüş kısmına geçmeden önce kendisini nasıl övmüş ona bir bakalım.

6.02.2017

Günlüğündeki Tanpınar

"Gece yarısı öksürükle uyandım ve ilk defa seneye çıkamam korkusu aklıma geldi. Ciddiyetle geldi. Hiçbir şeyi bitiremeden ölmek istemiyorum. O kadar eser ve kullanmadığım o kadar kelime varken..."
(Günlüklerin Işığında Tanpınar'la Baş Başa, s. 278)

Günlük mantığı ile okurlar için kaleme alınanları bir kenara koyarsak günlük türü, yazarının tüm gerçekliği ve samimiyetiyle var olduğu özel bir alan. Günlük tutan hiç kimse yazdıkları okunsun istemez ancak ünlü bir yazarsanız ölümünüzden sonra yazdıklarınızın okuyucu ile buluşması sanırım, kaçınılmaz.
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın 1953-1961 yılları arasında tuttuğu günlüklerin başına gelen de bu. Yazarın ölümünden 13 gün öncesine kadar yazmaya devam ettiği bu defterler "Günlüklerin Işığında Tanpınar'la Baş Başa" adıyla yayımlandı.